TEZMAKSAN MÜŞTERİ İLİŞKİLERİ KOORDİNATÖRÜ YALÇIN PASLI, İKİ BÜYÜK DÜNYA SAVAŞINDA TÜM SANAYİSİ VE İŞ GÜCÜNÜ KAYBEDEN ALMANYA’YI AYAĞA KALDIRANLARIN KADINLAR OLDUĞUNU SÖYLERKEN, “YANİ İŞİN ÖZÜNDE ÜLKE KALKINACAKSA, BU, KADINLARIMIZIN DESTEĞİYLE OLACAKTIR. BURADAKİ EN ÖNEMLİ GÖREV AİLELERE DÜŞÜYOR: KIZ-ERKEK AYRIMI OLMADAN ÇOCUKLARININ ÖNÜNE MESLEKLERLE İLGİLİ HERHANGİ BİR SINIR KOYMAMALI, SEVDİKLERİ MESLEKLER KONUSUNDA ONLARA DESTEK OLMALILAR” DİYOR.

Tezmaksan Müşteri İlişkileri Koordinatörü Yalçın Paslı, uzun yıllardır sanayi ile iç içe olan bir isim. Aslen bankacılık kökenli olsa da 20 yıldır Tezmaksan bünyesinde görevler alan Paslı, birkaç yıl önce yayımladığı “Torna ile Şekillenen Hayatlar” başlıklı kitabında, Türk sanayisine yön veren sanayicilerin başarı öykülerini anlatmış, geçtiğimiz yıl yayımladığı “Kadın Sanayici Olmaz mı Dediniz?” kitabıyla ise bu kez 21 başarılı kadın sanayici ile konuşarak, kadınların imalat sanayisinde de nasıl başarı örnekleri oluşturabildiklerine dikkat çekmişti. Günümüzde kadın iş gücünün iş dünyasında giderek artan bir eğilimle tercih edildiğini ancak özellikle emek yoğun imalat sanayisinde bu oranın halen çok düşük olduğunu söyleyen Paslı, “Bir taraftan nitelikli eleman sorunu yaşarken, diğer taraftan eğitimli ve çalışmaya istekli gençlerimizin atıl olmasını büyük bir kayıp olarak değerlendiriyorum. Birinci ve İkinci Dünya Savaşında sanayisi tamamen yıkılan, erkek çalışan iş gücünün neredeyse tamamını kaybeden Almanya’nın tekrar ayağa kalkmasını sağlayan kadın çalışanlardı. Yine 1949-1973 yılları arasında ABD ortalama hane geliri kabaca 25 bin dolardan 50 bin dolara çıkarak ikiye katlandı; sonraki 30 yılda ise yüzde 22 artarak 61 bin dolara çıktı ki bu artışın başlıca sebebi kadınların da iş gücüne dâhil olmasıydı. Yani işin özünde bu ülke kal- kınacaksa, bu, kadınlarımızın desteğiyle olacaktır. Buradaki en önemli görev ailelere düşüyor: Kız-erkek ayrımı olmadan çocuklarının önüne mesleklerle ilgili herhangi bir sınır koymamalı, sevdikleri meslekler konusunda onlara destek olmalılar” diyor.

Yalçın Paslı ile hem “Kadın Sanayici Olmaz mı Dediniz?” kitabının çıkış hikâyesini hem de kadın çalışanların imalat sanayilerinde daha fazla yer almasının formülünü konuştuk.

Öncelikle sizi, sizin sözlerinizle tanıyabilir miyiz?

1969 yılında Ankara’da doğdum. Kuleli Askeri Lisesi sonrasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Ekonomi Bölümünden mezun oldum. Beş yıllık bankacılık kariyerim sonrasında, yaklaşık 20 yıldır takım tezgâhları sektöründe yönetici olarak çalışıyorum. İşletme yönetimi üzerine yüksek lisansımı tamamladım ve halen İstanbul Üniversitesi Uzaktan Eğitim Programı Tarih Bölümü dördüncü sınıf öğrencisi olarak ikinci üniversite eğitimime devam ediyorum.

Geçtiğimiz yıl yayımlanan “Kadın Sanayici Olmaz mı Dediniz?” başlıklı kitabın yazım öyküsünü nasıl anlatabilirsiniz?

20 yıldır Türkiye sanayisindeki firmalarla çalışıyoruz. Son 10 yıldır da sanayicinin en büyük sorununun nitelikli insan kaynağı olduğunu görüyorum. Bunun da sebebine baktığımızda, meslek liseleri ve üniversitelerde eğitim alan gençlerimizin aldıkları mesleki eğitimi kullanmak yerine ucuz ama kolay işlerde değerlendirmeyi seçmeleri ön plana çıkıyor. Gençlerimize sanayiciliği anlatmanın, buradaki fırsatları tanımalarına imkân vermenin algılarını açabileceğini düşündük. Tezmaksan olarak bu çıkarımın üzerine bünyemizde bir sosyal sorumluluk projesi olarak Tezmaksan Akademi’yi kurduk. Sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünü oluşturmak için kurduğumuz Tezmaksan Akademi ile meslek liselerindeki gençlere uygulamalı eğitim programları veriyor, üniversitelerle geliştirdiğimiz iş birlikleriyle hem uygulamalı eğitimlere destek sağlıyor hem de projeleri birlikte yürütüyoruz. Bugüne kadar 62 ilde bulunan mesleki ve teknik liseler ile üniversitelerde, sanayide kullanılan yeni teknolojiler ve CNC üzerine eğitimler düzenledik. Öğrencilerimiz eğitimlerimizden ücretsiz olarak yararlandı, yararlanmaya da devam ediyor.

Diğer yandan, bugünün sanayicilerine baktığımızda da aslında çoğunun meslek lisesi mezunu olduğunu ve çıraklıkla başlayan iş hayatlarının bugün iş insanı olarak devam ettiğini bildiğim için, kendileriyle görüşerek hayat hikâyelerinin yer aldığı “Torna ile Şekillenen Hayatlar” kitabını 2016 yılında yayımladım. Kitap, Tezmaksan Akademi bünyesinde kurduğumuz Tezmaksan Akademi Yayınları’ndan çıktı. Burada “torna” kelimesini sanayi ile özleştiği için metafor olarak kullandım. Aslında herhangi bir mesleği severek yaptığınızda ne kadar başarılı olunabileceğini göstermek için yazdığım bu kitap sonrasında meslek liseleri ve üniversitelerden seminer talepleri gelmeye başladı. Üç yıldır 150’ye yakın okulda “Torna ile Şekillenen Hayatlar” seminerleri düzenleyip, gençlerimize gelecekleriyle ilgili ışık tutmaya çalışıyorum. Bu seminerler sayesinde 40 bin gence ulaştık. Bazen, kitaptaki sanayicilerimiz de misafir olarak bu seminerlere katılıp kendilerini anlatıyor. 2017’de ise bir meslek lisesinde yaptığımız bir söyleşide, bir kız öğrencimiz kalkarak; “Hep erkek sanayicileri örnek veriyorsunuz, başarılı kadın sanayicimiz yok mu?” diye sorduğunda bir an dondum, kaldım. Evet, haklıydı; kitabımdaki 25 sanayici hikâyesinin hepsi erkeklere aitti ve kendisine “Evet haklısın, bu benim eksikliğim, üstelik de bir kız çocuğu babası olarak bunu atlamışım. Sana söz veriyorum, bundan sonraki kitabım sadece kadın sanayicilerimize ait olacak” dedim ve hemen çalışmaya başladım. Birbirinden değerli kadın sanayicilerimize ulaşarak, onların da desteğiyle sözümü tuttum; kitabı tamamladım ve geçtiğimiz yıl içerisinde Tezmaksan Akademi’nin desteğiyle Ceres Yayınları bünyesinde yayımladım.

Son olarak, Tezmaksan Akademi Yayınları bünyesinde “CNC Operatörler için Pratik Sorun Giderme” ve “Torna ile Şekillenen Hayatlar-II” kitaplarımızı da çıkardığımı eklemeliyim.

Türkiye’deki kadın istihdamı, geçmiş yıllara göre artış eğiliminde olsa da halen yeterli seviyede değil. Özellikle imalat sanayilerinde kadın emeğinden daha fazla yararlanmanın, kadınları imalat sektörlerinde de etkin olarak istihdam edebilmenin formülü sizce nedir?


Çok doğru bir konuya parmak bastınız. Dünya Ekonomik Forumu tarafından her yıl düzenlenen Cinsiyet Raporu (Gender Report) çalışmasını incelediğinizde Türkiye’nin durumunu çok daha iyi görebiliyorsunuz. Üniversitelerde okuyan kız-erkek öğrenci sayıları birbirine yakın olduğu halde, istihdam tarafında arada korkunç bir fark bulunuyor. Özellikle imalat sanayisinde ise bu fark iki, üç katına kadar çıkabiliyor. Bir taraftan nitelikli eleman sorunu yaşarken, diğer taraftan eğitimli ve çalışmaya istekli gençlerimizin atıl olmasını büyük bir kayıp olarak değerlendiriyorum. Birinci ve İkinci Dünya Savaşında sanayisi tamamen yıkılan, erkek çalışan iş gücünün neredeyse tamamını kaybeden Almanya’nın tekrar ayağa kalkmasını sağlayan kadın çalışanlardı. Yine 1949-1973 yılları arasında ABD ortalama hane geliri kabaca 25 bin dolardan 50 bin dolara çıkarak ikiye katlandı; sonraki 30 yılda ise yüzde 22 artarak 61 bin dolara çıktı ki bu artışın başlıca sebebi kadınların da iş gücüne dâhil olmasıydı. Yani işin özünde bu ülke kalkınacaksa, bu, kadınlarımızın desteğiyle olacaktır. Buradaki en önemli görev ailelere düşüyor: Kız- erkek ayrımı olmadan çocuklarının önüne mesleklerle ilgili herhangi bir sınır koymamalı, sevdikleri meslekler konusunda onlara destek olmalılar. “Kadın Sanayici Olmaz mı Dediniz?” kitabını yazarken net olarak gördüm: Kadınlarımız girdikleri her işte başarı sağladıkları gibi pozitif enerji de veriyorlar. Örnekleri daha da çoğaltabilirsek, eminim ki sanayimize daha fazla kadınımızı yönlendirebileceğiz.

Kitabınızda 21 kadın sanayicinin öz yaşam öykülerini ve sanayicilik serüvenlerini anlatıyorsunuz. Kitabın devamı için çalışmanız var mı?

Kitap yazmak gerçekten zor bir iş ancak gönüllü yaptığım bir çalışma olduğu için müthiş keyif aldım ve yazdığım kadın sanayicilerimizi yakından tanımak hayatıma müthiş bir zenginlik kattı. Kitabı yazdıktan sonra ulaşamadığımız birçok kadın sanayicimiz olduğunu da gördüm. Dolayısıyla neden devamı gelmesin diye düşünüyorum.

Kitabınızla ilgili nasılgeri bildirimler aldınız/ alıyorsunuz? Sizce kitap, kamuoyunda bir farkındalık oluşturabildi mi?

Özellikle gençlerimizin ilgisinin fazla olduğunu, gittiğim seminerlerde görüyorum. Hep şunu diyorum; “Kitabın yazarı ben değilim, içindeki kadınlarımız. Ben sadece onlara sözcülük yapmaya çalıştım.”

Türkiye’deki girişimcilik ekosistemi için sizin yorumunuz nedir? Kadın girişimciliği özelinde değerlendirirseniz, sizce neyi eksik yapıyoruz ya da yapmıyoruz?

Ekonomi eğitimi aldım, finans konusunda yıllarca çalıştım, gerek yurt dışında gerekse de Türkiye’de çok farklı kuruluşlarla tanışma, proje yapma imkânım oldu. Girişimcilikle ilgili kitapları, makaleleri okuduğumda Türkiye’deki çalışmalarla, sermaye piyasalarının daha sağlıklı olduğu ülkeler arasında farklar görüyorum. Bu tür eleştiriler yapıldığı zaman itirazlar oluyor ama gerçekleri görmemiz gerekli; her şeyin iyi olduğunu söylediğimiz zaman kendimizi geliştirme ihtiyacı duymayız. Her şey iyi gidiyorsa neden Türkiye yıllardır belli bir kişi başına GSYİH’ye takıldı durdu? Türkiye’de finansal kurumlar projeye yani geleceğe değil, firmaların bilançosuna yani geçmişe kredi verir. Sermayenin kıt olduğu bir ülkede onlara da hak veriyorsunuz ama girişimciliğin önünü açabilmeniz için yatırımlara, projelere daha cesur bakabilmeniz gerekiyor. Biz, ne yazık ki henüz o noktadan çok uzağız.

Makine İhracatçıları Birliğinin sürdürdüğü “Kadın Makinecilerle, Var Gücümüzle” projesi için neler söyleyebilirsiniz?


Bu ve benzeri projeleri destekliyorum, çünkü çok güzel bir amaca hizmet ettiği gibi günümüz iş dünyasının en önemli kavramı olan “sürdürebilirlik” ile de örtüşüyor. Her geçen gün çok daha fazla yerde ismini duyuruyor ve geleceğimiz olan gençlerimize ışık tutuyor. Eminim ki daha fazla kızımız artık bu projeyle birlikte sanayiye ilgi duymaya başladı.

Mart ayında Hacettepe Üniversitesinde düzenlenen “Kadın Makineciler Hacettepe’de” başlıklı etkinlikte, kız öğrencilere “Pahalı diplomanızı ucuz işlerde harcamayın” diye seslenmiştiniz. Sizce, üniversite öğrencilerinde “imalatta çalışma” motivasyonu ve isteği var mı? Görüşünüz nedir?

Katıldığım toplantılarda şu örneği veririm: “Küçük çocuğunuzu sadece oyuncak alarak mutlu edemezsiniz; onunla ilgilenmeniz, birlikte vakit geçirmeniz, oynamanız da gerekiyor mutlu edebilmeniz için.” Gençlerimize de maalesef bu şekilde yaklaşılıyor. Okul binası yapmakla, üniversite kurmakla bu işler yapılmış olsa, Türkiye bugün ekonomik olarak çok başka bir yerde olurdu. Bu anlayışı tamamen değiştirmemiz gerekiyor. Yapılan araştırmalarda, iş yeri bağlılığında işverenin ilgisinin, ödenen maaştan daha fazla önemli olduğu görülüyor. Dolayısıyla bu motivasyon çok önemli. Bunun sadece konuşma anlamında değil, hareket, tavır anlamında da önemli olduğunun altını çizmek istiyorum. Yurt dışında herhangi bir toplantıya, seminere gittiğinizde ilgili etkinlik duyurulan saatte başlar, kimin gelip gelmediği önemli değildir. Ülkemizde zamanında başlayan herhangi bir etkinliği söyleyebilir misiniz? Nedense salona geç gelinmesi marifet olarak algılanıyor. Düşünün ki 300 öğrencinin olduğu bir salona yarım saat geç gelmeniz 300x30 dakika gençlerin zamanından çalmak demektir. Tavır dediğim bu, her şeyimizle onlara örnek olmalı, motive etmeliyiz. Bu yüzden ben okullarda verdiğim seminerlerde hep erken giderek öğrencileri salonda bekliyorum. Unutmayın ki nüfusumuzun yüzde 20’sine sahip gençlerimiz bu ülkenin gelecekte yüzde 100 sahibi olacaklar.

Bağlantılı olarak, yeni neslin “hızlı kariyer” ve nispeten “az çalışıp çok kazanma” güdüleri haksız görülebilir mi? Ya da bu talepler imalat sanayisinin gerçekleriyle nasıl benzerleştirilebilir?

Bugün ben de onların yerinde olsam, önümde örnek alabileceğim rol modeller yoksa veya kimse gelip ne iş yaptığını anlatmıyorsa, ben de muhtemelen aynı yöne giderdim. Seminerlerimde üstüne basa basa, “Eğer sizler sanayiye gelmiyorsanız burada suçlu olan biziz, demek ki kendimizi yeterince size anlatamamışız” diyorum. Gençlerimize daha fazla ışık olmalıyız, onları sadece kendi gelecekleri için değil, Türkiye’nin geleceği için doğru yönlendirmeliyiz. Almanya dünyanın en gelişmiş ekonomisine sahip olduğu halde

iş gücü anlamında sıkıntı çekiyor ve bunu dışarıdan sağladığı nitelikli iş gücüyle çözmeye çalışıyor. Bizim böyle bir alternatifimiz olmadığı gibi maalesef yetişmiş insan gücümüzü de Almanya ve benzeri ülkelere kaptırıyoruz. Ben, her şeye rağmen ümidimizi yitirmememiz ve daha fazla çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Ancak eksik, yanlış yaptıklarımızın da farkında olmalıyız. Birinci kitabımda değerli bir sanayicimizle söyleşi yaparken bana şunu söylemişti; “Atalarımız, dedelerimiz bu ülke için savaşıp canlarını vermişler, biz biraz fazla çalışmışız çok mu?” Gerçekten de öyle, biraz daha fazla çalışırsak, inanıyorum ki ülke olarak çok daha iyi yerlere geleceğiz. Bu ülkenin geleceği olan gençlerimiz her şeyin en iyisini hak ediyor. Onlara hep birlikte gereken önemi vermeliyiz.